![]() |
Cem AKDAĞ: Top İle Buluştuğumuz Anda Hangi Pozisyonda Olmalıyız?(0) Ayaklarımız geriye ve her iki yana düşmemize direnç gösterecek kadar açık olmalı, (bir ayağımızın biraz ileride olması çok önemli değil.) Genelde ayaklarımızın arasındaki mesafe omuzlarımızın arasındaki mesafe kadar olmamalı. Dizlerimiz zıplamak veya ileriye gitmek üzere kırık olmamalı (dizimizin üzerinden başlayan ve kasıklarımıza giden dört başlı kasımızın gerili olması gerekmekte) bunun sebebi vücudumuzun belden yukarı kısmının sağlam dengeli ancak her türlü darbeye dayanıklı bir temel üzerinde durmasını sağlamak. Belimizin düz ve göğsümüz potaya dönük olması gerekmektedir. Topu tuttuğumuz nokta ise en azından omuzlarımızın üzerinde bir yerlerde olmalı ön kolumuz düz, omuz, dirsek ve bilek eklemlerimiz bir daha geri gitmeye ihtiyaç göstermeyecek şekilde gerili olmalı top avuçlarımızın ayasına değmemeli. Şut atmaya yeni başlamış ve henüz herhangi bir alışkanlık edinmemiş genç oyuncular ile çalışıyorsak tüm bunlara ilave olarak üst kısım yani kollar ve baş bölümü ile ilgili iki önemli ayrıntının üzerinde durmamız gerekecektir. Bunlardan ilki şut atarken oyuncunun başı kesinlikle düz durmalı ve atış sırasında hiç kımıldamamalı, diğeri ise şutu atmak üzere topu taşıdığımız noktada oyuncumuz potayı her iki gözü ile görebilecek bir konumda olmalıdır. Topu tutan elin baş parmağı şakak kemiğine değmesi halinde, ön kolumuzuda düzeltirsek anlatılan pozisyona uygun bir durum almış olabiliriz. Oyuncunun topu atış sırasında savurmasına mani olmak için atıştan sonra elinin ve kolunun topu takip ederek uzatmasını istemeliyiz. Oyuncumuzun zıpladığı noktaya düşmesi de oldukça önemli bir ayrıntıdır. Atışın En Zor Bölümü İse Topa Verilecek Olan “Kavis” İle İlgili Bölümüdür Eğer topumuzun bir çift gözü olsaydı! Elimizden çıktıktan sonra çember hizasını geçtiği anda çemberin içini önce çizgi olarak sonra elips şeklinde, daha da yükselince daire biçiminde görmeye başlardı. Topumuzun çemberi tam bir daire halinde gördüğü konum ise hedefimizin en geniş halidir. İsabet ihtimalini artırmak için topun düşmeye başlayacağı bu noktayı bulabilmemiz bizim için önemli bir ip ucudur. Bu çalışmalar sırasında karşımıza çıkan en büyük sorun normalde oyuncuların topu almadan önce yapmaları gereken hazırlıkları topu aldıktan sonra yapmaya çalışmaları olacaktır. Bu konuda ısrar eden ve yeteri kadar çalışırsak sonunda oyuncumuza basketboldaki en önemli hücum silahını kazandırmış oluruz. Çalışmalarımızın sonunda oyuncumuzu topla buluştuğu anda bir fotoğraf karesinde ve ideal şut pozisyonunda görebiliyorsak ve oyuncumuz daha sonra başka hiçbir hareket yapmadan sadece şut için yukarı doğru hareket ediyorsa, öğretimimiz başarıya ulaşmış demektir. Dizlerin kırık ve güçlü olması, üst kısmımızın kolay bozulmayacak bir kalıp gibi olmasını sağlarken, topun sağ veya sol gitmesi konusunda endişe etmeden sadece yükseklik ayarı ile ilgilenmemizi sağlayacaktır. Çalışmalarımızda Kaç Şut Atabiliriz? Cem AKDAĞ Aramalar:
|
|
Cem Akdağ ile dobra dobra…(0) Geçtiğimiz sezon Galatasaray Cafe Crown’un Beko Basketbol Ligi’nde kalmasında önemli rol oynayan tecrübeli antrenör Cem Akdağ, Gökçe Başaran’ın sorularını yanıtladı. Gökçe BAŞARAN – Galatasaray’ın en zor döneminde takımın başına geçen Cem Akdağ, bir kez daha Galatasaray camiasına ismini altın harflerle yazdırdı. Herkesin umudunu kestiği dönemde takımı aldı ve sihirli değneğini dokundurarak, takımı ligde tuttu. Biz de bu özel ve cesur insanla Galatasaray ve Türk basketbolu hakkında söyleşi yaptık. Antrenörlük kariyerinizden bahsedebilir misiniz? Antrenörlük kariyerime resmi olarak 1982 yılında Galatasaray minik takımında başladım. Daha sonra Eczacıbaşı altyapı antrenörlüğü yaptım. Ayrıca aynı senelerde Yıldız Milli takım ve Genç Milli takımlarda antrenörlük yaptım. Daha sonra Galatasaray da alt yapı koordinatörlüğüne getirildim. Bir çok kez Genç ve Yıldız Milli Takımla Avrupa şampiyonalarına katıldım. Daha sonra erkekler birinci liginde Galatasaray da yardımcı koç olarak görev aldım. Ayrıldıktan sonra Beşiktaş takımında baş antrenör oldum. Kısa bir dönem Karşıyaka’ya da koçluk yaptım. Daha sonra tekrar Galatasaray erkek takımında yardımcı antrenörü olarak döndüm. Aynı yılın sonunda kadın basketboluna geçtim ve Brisa takımında 3 sene süren bir tecrübem oldu, Brisa takımında ki görevimin son senesinde Kadın A Milli takımında baş antrenörlüğe getirildim ve uzun süre, sanırım sekiz- dokuz yıl süresince Milli takımda koçluk yaptım. Milli takımda ki son senemde Galatasaray Kadın takımından teklif geldi ve orada antrenörlük yaptım. Ancak ikinci senenin ortasında kendi isteğimle ayrıldım. Bu sene erkek basketboluna geri döndüm ve Galatasaray’da baş antrenörlük yaptım.Bu arada, hem kadın hem erkek milli takımlarında baş antrenör olarak sanırım 350 küsur maça çıktım. Galatasaray Cafe Crown’ın en zor döneminde takımın başına geçtiniz. Takımın başına geliş hikayenizi anlatır mısınız? Galatasaray’a geliş hikayem şöyle oldu: Yurtdışındaydım, o sırada eskiden beri dostluğumuz olan Nur Gencer beni telefonla aradı. Galatasaray’a gelmemi teklif etti. Bende, önce görüşmemiz gerektiğini çünkü bir sene önce Galatasaray’dan ayrıldığımı hatırlattım. Nur Gencer’de bunu kabul etti ve benim dönmemi bekleyeceğini söyledi. Daha sonra sanırım şartlar gereği dönmemi beklemeden antrenör olduğum ilan edildi. Gerçi biraz emrivaki oldu ama ben döndükten sonra her hangi bir sorun yaşamadan hemen görevime başladım. Bu sıkıntılı dönemde oyuncular nasıl motive edildi? Aslında Nur Gencer’in gidişiyle ortalık çok karışmıştı. O dönem işimiz gerçekten çok zormuş. Artık takımın pivotu ve kazanılan Fenerbahçe Ülker maçının kahramanı Cemal Nalga ve Simas Jasaitis’in yedeği Tufan Ersöz yoktu. Basında sürekli olarak bizim 1.ligde kalmamızın imkânsız olduğu yazılıyordu. Malum olaydan sonra kulüpte basketbolla ilgili yönetici kalmamıştı, yabancı oyuncular artık yöneticilerin sözlerine güvenmiyorlardı. Bir defasında futbol şubesinden bir yönetici antrenmanımıza gelerek oyunculara yönetimin bana güvendiğini söylemek zorunda kalmıştı. Bu dönemde ben tüm oyuncularla tek tek görüşmeler yapmaya başladım. Bu görüşmelerin sonucunda düşüncelerini ve bulundukları pozisyonu anlamaya çalıştım. Aldığım izlenime göre alınacak iki üç mağlubiyet sonrası bazı oyuncular ayrılmaya yakındılar.Yaptığımız toplantılarda kendilerine ufak tefek değişiklikler yerine bir konsept değişikliği yapacağımızı ve onları mutlu edecek bir oyun sistemi uygulayacağımızı anlattım, şansımızın da yardımıyla ilk maçlarda iyi sonuçlar alınca her şey yoluna girmeye başladı. O bölümü böyle atlattık ama tam düzlüğe çıktık derken, yani ligin sonlarına doğru,Türk oyuncularda gerilim ortaya çıkmaya başladı. Sürekli kazanmamıza rağmen halen düşme tehlikesi yaşamamız bazı oyuncuların sinirlerini bozmaya başladı. Buna rağmen son maçlarda toparlanarak ligde kalmayı başardık. Galatasaray taraftarının takım üstünde ki etkisi nasıldı? İşler iyi gittikçe taraftarın playoff beklentisi artıyordu. Bunu çok doğal karşılıyorum, normal şartlarda gelişen bir lig olsaydı belki lig şampiyonu bile olabilirdik. Çünkü Efes Pilsen ile eşleşme durumumuz vardı ve Efes ile play-offlara 0-0 başlayacaktık ve yine o muhteşem taraftar arkamızda olacaktı. Ama Maalesef olmadı. Aslında o kadar ilginç maçlar oldu ki, bir yabancıya anlatsanız size inanmaz. 16 takımlı ligde 9. oluyorsunuz, bir puan fazla olsa playoffa giriyorsunuz ama bir puan eksik olsa küme düşüyorsunuz. Bu kadar garip bir lig yaşadık. Bu arada taraftarında pozitif katkısını ve bizimle bütünleşmesini unutmamak lazım, açıkçası onlarla birlikte coştuk diyebilirim. Özellikle bunu İstanbul’da ki Efes Pilsen ve Beşiktaş Cola Turka maçlarında hissettik. Bu dönemde lige konsantre olmuşken Eurocup oynamak takımı nasıl etkiledi? Öncelikli hedefimiz ligde kalmaktı ve bu organizasyonu da esas amacımız için kullanmaya çalıştık. Aslında diğer Türk takımlarına baktığımızda, 2.tura kalmamız da küçümsenecek bir başarı değil. Bence olay ritim meselesi. Çarşamba ve Cumartesi günü arka arkaya maç yapmak bu ritme alıştıktan sonra çok yararlı oluyordu. Ama en büyük korku sakatlık korkusuydu. Bu yoğun tempo içinde eğer sakatlık olursa ,dar bir kadro olduğu için bazı sıkıntılar yaşıyorsun. Bizde böyle sakatlıklar bir iki kere oldu, etkilerini gördük. Ama netice olarak Eurocup’ın artıları çok fazla oldu. Kendimizi sınama imkânını bulduk. Valencia gibi daha sonra kupayı kazanana bir takıma, kendi evinde hakemlerin son dakikada haksız kararları yüzünden mağlup olduk. Sonuçta şampiyon olan takımı yenme noktasına geldik. Bu da oyuncularda özgüven yarattı ve bu avantaj olarak hanemize döndü. Siz ve ekibiniz takımın başına geçtiğiniz Pınar Karşıyaka maçından, sezon sonuna kadar Galatasaray Cafe Crown Türkiye liginde oynadığı 24 maçın 17’sini kazandı. Bunu nasıl başardınız? Her maçı kazanma zorunluluğu, motivasyonun en yukarıda olmasını sağladı. Zaten benim bunu oyunculara tekrar etmeme gerek yoktu, oyuncuların kafasının köşesinde vardı. Ama benim burada ki inancım; her maça hazırlanırken ve her maça çıkmadan önce özellikle,” bu maçın bizim için en önemli maç olduğunu düşünmektir” . Dolayısıyla her maça hazırlandık ve tüm maçlarda da bu performansı gösterdik. Oyuncularımızın büyük gayretleri, staffın inanılmaz uyumu, bunu sağlayan etkenlerdi. Şunu da söylemekte yarar görüyorum, staff derken işe başladığımız günden lig sonuna kadar birlikte olduğum ekibi kastediyorum. İdareci ve yöneticilerimize baktığımızda, başımızda ki şube kaptanları sürekli olarak değişti, tam beş tane şube kaptanı değişti. Sürekliliği olan sadece ben, yardımcı antrenörlerim, Cihansever Yeşildağ ve Tolga Başer, kondisyonerimiz Semih Eroğlu ve diğer staff üyeleriydi. Dolayısıyla bu ekibin büyük katkılarıyla bu işleri yaptık ve alnımızın akıyla çıktık. Galatasaray Cafe Crown sezon genelinde çok kritik maçlar kazandı. Ama en önemlisi Beşiktaş Cola Turka maçı idi. İlk periodu 36-18 geride kapayan bir takım, maçı 11 sayı farkla kazanmayı başardı. Bu maçın öyküsünü anlatır mısınız? Bir maç önce Türk Telekom’a kaybettik ve bu maçta Darius Washington,Fatih Solak sakatlıkları nedeniyle oynamamıştı. Caner Topaloğlu’nu da sakat sakat oynatmak zorunda kaldık. Ciddi bir demoralizasyon söz konusuydu. Fakat biz geçmiş maçı düşünmeden bu maç için elimizden gelen hazırlığı yaptık. Bence bu maçı en özel kılan tarafı Darius Washington’ın pozisyonudur. Çünkü maçtan önce ciddi bir idari hata yapıldı. Bize sakat olduğu ve oynayamayacağı söylendi. Üç maçımız kaldığı için bu maçta riske etmek istemiyorduk. Fakat kendisini ısrarla iyi hissettiğini söylüyordu. Çok büyük bir tesadüf eseri, kondisyonerimiz Semih Eroğlu başka bir doktora gidilmesini sağlamış. Masörümüz de o doktora gidip, Mr’ı göstermiş. Doktor, bu sakatlığın Darius’un oynamasında mani olmayacağını ve sakatlığında da artma ihtimali olmadığını söylemiş. Neticede Darius’ta isteyince oynatmaya karar verdim. Şimdi düşünüyorum da Dariusu oynatmasaydım ve böyle bir hata yüzünden küme düşseydik, derdimizi kimseye anlatamazdık. Bu arada Darius’un Telekom maçında oynamaması ve dokuz gün boyunca antrenman yapmaması durumu daha da vahim hale getiriyor. Takım maça çok kötü başlayınca hemen Darius’u oyuna sokma ihtiyacı hissettim. İlk girdiğinde fazla katkı yapamadı ama en azından bize sahada kalabileceğini gösterdi. Devrede yanıma topallayarak geldi ben bayağı korktum ne oldu diye sordum bana antrenman yapmadığı için bacaklarının ağrıdığını söyleyince rahatladım, zaten daha sonra izlediğimde TV de yorumcu Dariusun sakatlığının devam ettiğini sanıyormuş.Farkı üçüncü periyotta kapattık ve sonunda galip geldik. Burada değinmek istediğim şu: ben genellikle bu tip arada normal olmayan farklar varken , oyunculara bunun böyle devam etmeyeceğini, bu olayın istatistikle alakalı bir durum olduğunu netice olarak rakip takımın ve bizim takımın şut yüzdelerinin her an normale döneceğini hatırlatırım ve oyuncuların o maç için çalıştığımız şeyleri uygulamasını söylerim. Aynı şeyleri bu maçta da söyledim ve olay beklediğimiz gibi gerçekleşti.. Hatırlayabildiğim kadarıyla bu maçta ,savunmada yaptığımız bir takım varyasyonlar işimize çok yaradı. Bu arada söylemek istediğim başka bir şey daha var. Geçtiğimiz sezon bazen, 20 sayı öndeyken farkın kapanması veya 15 sayı öne geçtikten sonra farkın inmesine nasıl mani olunmadı gibi eleştiriler oldu. Bizim oynadığımız ya da Beşiktaş Cola Turka’nın oynadığı basketbolda bunlar gayet normal. NBA dahil bu dünyanın her yerinde böyle. Yanılmıyorsam iki yıl önce oynanan Euroleague finalinde Cska Moskova-Panathinaikos maçında da aynı şey cereyan etmişti.CSKA 20 sayı geriden geldi farkı kapadı ama maçı kazanamadı. Burada antrenörü eleştirmeden önce, oynanan basketbolun temposuna ve takımların oyun stiline bakmak lazım. Özellikle sezon genelinde en istikrarlı oyuncuların başında Evren Büker geliyordu. Evren için düşünceleriniz nedir? Takımdan ayrılmasına şaşırdınız mı? Öncelikle son soruna cevap vereyim, Evren Büker’in takımdan ayrılması beni çok şaşırttı. Bildiğiniz gibi başlangıçta bana bu sezon için transfer teklifi yapılmıştı. Ve bende takım kurmak için çalışmalara başlamıştım, o dönemde ben, idarecilerden hemen Evren ile anlaşma yapılmasını istedim. Türk oyuncular arasında muhakkak kalmasını istediğim oyuncu Evren Büker’di. Bence bu çok ciddi bir idari hata. Çünkü biliyorsunuz bugün A Milli takımda oynayan yıldız bir oyuncuyu almak ne kadar zor, zaten elimizde olan bir oyuncuyu kaybetmemiz beni gerçekten çok üzdü. Ama Evrenle ilgili söyleyeceğim şu; bizim uyguladığımız oyun tarzında oyunculara özgürlük veriyoruz. Eğer oyuncular agresif yapıda ve koşabilen oyuncularsa bu oyun sistemin içinde kendilerini rahat rahat gösterebilme imkanı buluyorlar. Evren’de de potansiyel olarak böyle bir yapı var. Zaten daha sonra eski antrenörü Okan Çevik’le görüştüğümde, Okan’da bana “ben Evreni bu kadar fazla bir numarada kullanmazdım dedi” Bu durumda da Evrenin ön plana çıkması zor olurdu. Ama bu tarzın içinde Evren kendine iyi bir yer edindi. Netice olarak çok başarılı bir sezon geçirdi. Bu durumda hem Galatasaray hem de Evren kazançlı çıktı. Bir numara pozisyonunu ne kadar iyi oynayabileceğini herkese gösterdi. Bazı antrenör arkadaşlarım, bana baskı karşısında oynayabiliyor mu? Diye soruyorlardı. Evren, antrenmanlarda Darius ile eşleştiği zamanlarda bile kolaylıkla top getirebiliyor ve oyunu kurabiliyordu. Bu transferin onun için hayırlı olmasını diliyorum, her şeyden önce çok efendi, iyi bir sporcu ,iyi bir insan. Umarım her şey istediği gibi olur. Galatasaray Cafe Crown ile sezon sonu bittiğinde tekrar anlaşacağınız konuşuluyordu. O dönemde neler oldu? Galatasaray camiasına kırgın mısınız? Kesinlikle kırgın değilim, ayrıca bu benim Galatasaray’da ilk kez yaşadığım bir olay değil. Tabii bazı ayrılışlarım biraz daha üzücü olmuştur, bu da onlardan bir tanesiydi. Tekrar ediyorum, farklı kategorilerde farklı yöneticiler varken, buna çok benzeyen durumlarla karşılaştım. Dolayısıyla kırgınlığım söz konusu değil. Bu olayın tek üzücü yanı; önce sezon başında bana bir teklif yapılması ve iş imza aşamasına gelince, bana yeni bir antrenörle anlaştıklarını bildirmeleri oldu. Hem Kadın Milli takımında hem Galatasaray Kadın ve Erkek takımlarında göze hoş gelen bir basketbol oynattınız. Bu bağlamda basketbol felsefenizden bahsedebilir misiniz? Bugün artık bütün dünya yüksek tempo ile basketbol oynamaya başladı. Hangi üst seviye organizasyonları izlerseniz izleyin; görmüş olduğunuz olay tam sahadan agresif savunmalar, top ele geçtikten sonra mümkün olduğu kadar süratli tempo… Zaten siz tempoyu yükseltmezseniz, artık agresif ve sert savunmalar sizin oynamanıza izin vermiyor. Neredeyse tüm dünya bu basketbolu oynuyor. En yakın örneği Fenerbahçe Ülker-Efes Pilsen serisi. Baktığınızda Ömer Onan’ın yaptığı baskılı savunma ilk gördüğünüz şey. Geçen sene oynanan İspanya-Sırbistan maçında ilk göze çarpan şey maçın başından sonuna kadar Ricky Rubio’ya yapılan baskı. Topa yapılan baskı ve ondan sonra topun el değiştirmemesi için yapılan inanılmaz top aldırmama müdafaaları. Bu da bize savunmanın artık maçın başından sonuna kadar tüm sahaya yayıldığını gösteriyor. Hücumda ise genlikle maçın sonunda yapılan preslerden kapılan toplarla atılan fast breakleri artık maçın başından itibaren görebiliyoruz. Benim uygulamaya çalıştığım sistem de bununla alakalı. Maçın başından sonuna kadar, sanki son 3 dakikaya 10 sayı mağlup giren bir takım gibi oynamak. Birçok takım bunu uygulamaya çalışıyor. Ama çok önemli zorlukları var. Bu sistemi uygulamak için elinizde koşabilen,atletik ve agresif oyuncular olması lazım. Belki bu özelliklere sahip oyucular bulabilirsiniz ama hem bu özelliklere sahip hem de tecrübeli oyuncu bulabilmeniz çok zor. Tecrübeli oyuncular daha uzun süre almak için çok koşmak veya çok agresif olmaktan kaçınıyorlar. Ancak büyük başarılara ulaşmak için de tecrübe çok önemli. Bu özelliklere sahip oyuncular bulduğunuzda, bu sistemi her seviyede rahatlıkla uygulayabilirsiniz. Geçtiğimiz sezon Radoslav Rancik, Mike Wilkinson, Simas Jasaitis hem tecrübeli hem agresif oyunculardı. Klasik sistemde, düşük bütçeli takımlar, büyük bütçeli takımları yenebilir ama geçemez. Doğru seçilmiş oyuncularla, bahsettiğim yüksek tempolu sistemi uyguladığınız takdirde seyirci ile bütünleşmeyi de başarırsanız küçük bütçe ile büyük bütçeli takımları, sadece yenmek değil geçebilirsiniz de. Geçtiğimiz sezon bizim buna çok yaklaştığımızı düşünüyorum. Hem kadın takımlarımızı hem de erkek takımlarımızı çalıştırmış biri olarak lig ve oyuncu yapısı olarak aralarında ki farklar nelerdir? Çok büyük farklılıklar var. Mesela Erkeklerde Türkiye’ye Kobe Bryant’ı getirmeniz imkansız. Kadınlarda ise WNBA’in Kobe Bryant’ını Türkiye’ye getirebiliyorsunuz. Ama Türkiye’de WNBA yıldızının yanında oynayan oyuncular Olimpiyat şampiyonu olan Rus Milli takımı oyuncuları değil ve siz o oyuncuların bir uyum içinde oynamasını bekliyorsunuz. Teknik anlamda pek bir sorun olmasa bile yıldız oyuncunun egosu bu uyuma kolay izin vermez. Bence, başka branşlarda yöneticilerin çok sık yaptığı hataya, bu defada kadın basketbolunda da düşülüyor. Yöneticiler hemen başarıyı yakalamak için bu tip oyunculara büyük paralar veriyorlar. Ama takım kimyası, uyum , sistem akıllarına bile gelmiyor. Bayanlarla ilgili son bir şey söyleyeyim. Bence ülkemiz için en uygun model Fransız kadın ligidir. Fransa’da mükemmel bir lig oynanıyor. Yabancı oyuncular, düşük ücretlere razı oluyorlar kıran kırana bir mücadele var. Çok sivrilmemiş oyunculara rağmen Fransız takımları Euroleauge de final foura kalabiliyor. Milli takımları Avrupa Şampiyonu olabiliyor. Demek ki dengeyi tutturduğunuz zaman çok fazla para harcamaya gerek yok. Sizin bütçenizin beşte birine, iyi bir organizasyon yaptığınız takdirde final foura kalabiliyorsunuz. Bu kadınlar için çok daha mümkün. Ama bu inanılmaz ücretler ödenmeye başlayınca, sanırım Avrupa’da herkes bize yeni Rusya gibi bakmaya başlamıştır. İşin en kötü tarafı da , bütçeler bu kadar büyüyünce yöneticiler teknik konulara girmeye başlıyor ve bu durumda da kadın basketboluna hayatını vermiş birçok insan yutulup gidiyor. Diğer üzüldüğüm nokta ise, elimizde bu kadar kaliteli antrenörlerimiz varken bu branşta da yabancı koçlar gelmeye başlaması. Beko basketbol ligimizin kalitesi için neler düşünüyorsunuz? Bana göre bu işin ölçüsü şu, Ülkelerin Euroleague’de ki hem oyuncu hem takım miktarlarına bakmak gerekli. Türkiye’de bugün iki tane takımla orada temsil ediliyorsa, demek ki oldukça iyi bir seviyemiz var. Tecrübeli bir antrenör olarak Türkiye’de ki altyapı sistemini nasıl buluyorsunuz? Erkeklerde son olarak Gençler Türkiye şampiyonasına gittim ve orada seyretme imkânı buldum. Çok enteresan bir şey gözlemledim. Herkes şampiyon olmak için takım kuruyor,, eskisi gibi ileride oyuncu olma ihtimali olan oyuncular yerine,pozisyonu için fiziği uygun olmayan oyuncularla oynuyorlar.Buna büyük takımlarda dahil olmuş. Her pozisyonda tüm oyuncuların ileride iyi basketbolcular olmasını bekleyemezsiniz. Çünkü bir basketbol takımında aynı sene beş tane genç oyuncu A takımına geçemez. Bunun tek örneği rahmetli Aydan Siyavuş’un Kadiköyspor’udur. Genç takımı önce 2. lige sonra 1. lige çıkarmıştır ki bu tarihte bir kez olmuş bir şeydir. Böyle düşünerek kadro kuran takımlar sonunda A takıma bir oyuncu bile çıkaramıyor. Ama şimdi gördüğüm kadarıyla fizikleri uygun olmayan ancak kazanmayı bilen bazı oyuncular ortaya çıkacaktır. Bu konuda su yolunu buldu diyebilirim. Eski Yugoslavya altyapısının farkı nedir? Bu soruyu 30-40 sene öncede soruyorlardı. Yugoslavya modelini Türkiye’de ilk defa ve resmen Nihat İziç uygulatmaya başladı. Orada ki antreman tarzı ve çalışma şekillerinin aynısı Türkiye’ye getirdi. Artık birçok kulübümüzde bunlar uygulanıyor. Ama önemli olan bu modelin veya antrenman şekillerinin gelmesi değil, önemli olan oyuncuların ve antrenörlerin vizyonları . Eskiden bunları konuştuğumuz zaman ne Hidayet Türkoğlu vardı, ne de Mehmet Okur. O zamanlar rol modelimiz yoktu. Artık bizde de rol modeller ortaya çıkmaya başladı. Eski Yugoslav modelini böylelikle yakalayacağız. Ama antrenörlerin ve yöneticilerin vizyonu her şeyden daha önemli bu konuda halen gelişme gösteremedik bu nedenle takımlarımız patlama yapamıyor. Türk oyuncularının artık NBA hedefleri olduğu için en azından bireysel olarak bu konuda sorunumuz kalmadı.. Milli takımlarda da görev yapmış biri olarak Dünya şampiyonası 2010’da Türk Milli Takımımızın madalya şansını nasıl görüyorsunuz? Bir kere her şeyden önce Dünya Şampiyonası Türkiye’de yapılacağı için müthiş bir heyecan duyuyorum. O maçlara gidip seyretmek, orada bulunmak, dünya yıldızlarının maçlarını izlemek çok güzel bir şey. Bizler çok kolay motive oluyoruz ama aynı zamanda çok çabuk yıkılıyoruz. Bu nedenle A milli takımımızın, turnuvaya iyi bir başlangıç yaptığı takdirde sonunu da iyi getireceğine inanıyorum. Daha önce bir altıncılığımız olduğu için, aynı dereceyi tekrarlamamızın başarı olacağını düşünüyorum. Bu başarı içinde herkesin elinden gelenin en iyisini yapması gerekiyor. Son olarak gelecekle ilgili hedefleriniz nelerdir? Ntvspor.net Aramalar:
|
![]() |
PICK AND ROLL/Cem AKDAĞ(1) PICK AND ROLL YILDIZ TAKIM SEVİYESİNDEN İTİBAREN BİRÇOK ANTRENÖRÜN KULLANDIĞI PİCK AND ROLL İLE TANIŞMAM, 1970 SENESİNDE OLDU BASKETBOLUMUZUN DUAYEN ANTRENÖRLERİNDEN RAHMETLİ AYDAN SİYAVUŞ, GALATASARAY GENÇ TAKIM ANTRENÖRLÜĞÜ YAPTIĞI SIRADA BU İKİLİ OYUNU BİZE ÖĞRETMİŞTİ. ÖZELLİKLE ESKİ YILLARDA, AMERİKAN KOLEJ BASKETBOLUNDA İKİ ÖNEMLİ KAVRAM VARDI, OYUNCULARA MAXİMUM TEMEL TEKNİĞİ VERMEK VE TÜM OYUNCULARA BASKETBOLUN BİR TAKIM OYUNUNU OLDUĞUNU ÖĞRETMEK.BU NEDENLE O DÖNEMDE BİRÇOK ANTRENÖR PİCK AND ROLL Ü BİREYSEL OLDUĞU İÇİN UYGULAMIYORDU. 1) EĞER PİCK AND ROLL OYNAYAN OYUNCULARI TUTAN SAVUNMALARIN, FİZİKLERİ VE BECERİLERİ BİRBİRİNE YAKINSA, YAPILACAK BİR ADAM DEĞİŞME İLE PİCK AND ROLL Ü SAVUNMAK ÇOK KOLAY OLABİLİR. BU NEDENLE BU İKİLİYİ POST VE GUARD İLE OYNAMAK, SWITCHE KARŞI AVANTAJ SAĞLAR. 2)PİCK AND ROLL Ü SÜREKLİ OLARAK AYNI OYUNCULAR İLE OYNARSANIZ, BİR SÜRE SONRA BU İKİ OYUNCUNUN BİRBİRLERİNİ TANIMALARI İLE VE İYİ ANLAŞMALARI HALİNDE ÇOK FAZLA VERİM ALIRSINIZ. ESKİ NBA DEKİ, STOCKTON, KARL MALON VEYA NASH, NOWiTSKİ GİBİ İKİLİLER YARATABİLİRİSİNİZ. 3) PİCK AND ROLL GENELDE TEPEDE VE KENARLARDA OYANANIR. 4) BU SON DERECE ETKİN HÜCUMU DURDURMAK İÇİN HER SEZON FARKLI SAVUNMALAR ORTAYA ÇIKMAKTADIR. BU NEDENLE PİCK AND ROLL HÜCUMU, YAPILAN SAVUNMAYA GÖRE DEĞİŞMEKTEDİR. SAVUNMA OYUNCUSUNA, DİK PERDE YAPILMALI. DEVRİLİRKEN PERDE YAPILAN OYUNCU MUHAKAK ARKAYA ALINMALI. BU POZİSYONDA PAS ALMASA BİLE DEVRİLEN OYUNCU HÜCUM RİBOUNDU İÇİN BÜYÜK AVANTAJ SAĞLAR. HER İKİ OYUNCUDA, BAŞLANGICI VE BİTİŞİ YAKLAŞIK İKİ METRE Yİ BULAN ALAN İÇİNDE YAPILAN SAVUNMAYI GÖRÜP, ONA KARŞI HÜCUM ETMELİDİR.( KISANIN TAM PİCK SIRASINDA GERİYE BİR ADIM ATARAK KARAR VERMESİ BİR ÇOK SORUNUN ÇÖZÜMÜDÜR.) PERDELEMEYİ YAPAN OYUNCU, SAVUNMANIN ŞEKLİNE GÖRE İÇERİ DEVRİLEBİLİRKEN DIŞARIDA AÇILABİLİR. BAZI İSTATİSTİKLERE GÖRE, TOPA SAHİP OLAN OYUNCULAR % 80 ORANINDA PERDENİN TERSİNİ KULLANARAK POTAYA ATAK EDERLER. PERDELEMEYİ YAPAN OYUNCU, PERDE YAPMAYI BİR FAKE OLARAK KULLANIR VE BACK DOOR ATABİLİR. PERDELEMEYİ KULLANAN OYUNCU SHOW UP YAPAN OYUNCU İLE KENDİNİ SAVUNAN OYUNCUNUN ARASINDAN ÇEMBERE GİDEBİLİR. KENARDAN STEP UP PİCKLERDE, UZUN OYUNCUN AĞIR HAREKET ETMESİNDEN YARARLANARAK KISA OYUNCU SÜRATLİ PENTRE DENERSE FAUL YAPTIRILABİLİR. YAKIN VE İTEREK YAPILAN SAVUNMALARA KARŞI HAND OFF KULLANILABİLİR. SHOW UPLARIN ETKİSİNİ AZALTMAK İÇİN PERDEYİ KOYACAK OLAN OYUNCU, KISA ADAMIN PERDESİNDEN GELEBİLİR. Aramalar:
|
![]() |
10-12 YAŞ İÇİN KONDİSYON ÇALIŞMASI/Cem AKDAĞ(0) 10-12 YAŞ İÇİN KONDİSYON ÇALIŞMASI Şimdi 18 yaşına basan oğlumu 10 yaşındayken, yaklaşık üç, dört basketbol okuluna götürmüştüm. Sonunda İTÜ Basketbol okuluna karar verdim. Bunun sebebi, israrla top tekniği öğretme çabaları ve antrenman sonunda sıkılan çocuklara yarım saat süresince kondisyon antrenmanı yaptırmalarıydı.Yanlış anlamadınız çocukları eğlendirmek için kondisyon antrenmanı yapılıyordu . O tarihte belki ileride lazım olur diye antrenman programını içeren bir yazı kaleme almıştım. Aşağıda bu yazıyı yayınlıyorum. KÜÇÜKLER VE KONDİSYON Okullar ve kulüplerde, basketbola başlama yaşı genelde 10-12 olarak kabul edilmektedir.Ancak bildiğiniz gibi bu yaşlardaki adayların fizikleri normal basketbol sahası ve potası için oldukça zayıf kalmaktadır,bu süreç içinde adaylara basketbolu sevdirmek,temel hareketleri eksiksiz olarak verebilmek ancak hepsinden önemlisi fiziki gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamaları için yaptırıcağımız çalışmalar ile onlara yol göstermemiz gerekmektedir. Antrenman başında dripling ile sahanın etrafında her iki elimizi kullanarak yavaş tempolu, on tur koşu, son iki turu hızlanarak bitiriyoruz. STRECH BASKETBOL TEKNİĞİ Bildiğimiz top tekniği çalışmalarını yaparız. ( Unutmayın rekabetin cazibesi hem çocuğu hemde sizi aceleciliğe itebilir.bunun sonucunda yeteri kadar tekarar yapmazsanız oyuncularınızın bazı yönleri eksik kalacaktır.) Örneğin henüz yakın mesafeden şut atamayan oyuncuların daha uzaktan şut atmak istemesi en çok karşılaşılan durumdur. KONDİSYON ÇALIŞMASI Sırt üstü yatan beşli veya altılı gurup, düdükle yarı sahaya kadar yarış yapar. 20 METRE ÇİZİGİ ÜZERİNDE Dizler ellere değer . İlk çalışmada yorgunluk derecesine göre hareketler artılır veya eksiltilir. Aramalar:
|
![]() |
HÜCUM TRANSITIONU/ Cem AKDAĞ(0) Transtatıon Game(GEÇİŞ OYUNU) ile ilgili bana ulaşan bazı soruları Cem hocamız bir yazı içerisinde toplayarak açıklamıştır.Bu güzide bilgileri bizle paylaştığı için CEM Abiye sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Transition offence’i takımına uygulatmak, kesinlikle antrenörün seçimine bağlıdır. Bir antrenör oyunu yavaşlatıp, tüm maç set offence oynamayı tercih edebilir.Veya bir antrenör sadece,uygun bulduğu her pozisyonda transition oynatabilir.Bazı antrenörler ise hücumda önce transition dener, imkan bulamazsa set hücumuna döner.Yukarıda saydığım üç seçenekten en uygunu, ikincisi gibi gözükse de,olayın içine bir çok parametre girdiği için yeterli sayıda hızlı hücumdan sayı bulup, bulamadığınızı anlamanız zor olacaktır.Eğer takımınızın hücum gücü, sete set oyunda rakip takımlara nazaran daha zayıfsa,hızlı hücum sizin bu takımlarla daha kolay mücadele etmenizi sağlayabilir. “Transition” kelimesinin sözlük anlamı “geçiş” demektir. ”Hücum transitionu” ise hücuma geçiş anlamına gelir. Hızlı hücum vasıtası ile rakibi dengesiz yakalayarak bulduğunuz her sayı için transition sayısı diyebilirsiniz. Fastbreak ve ikincil fastbreak, kabaca transition hücumunun iki farklı aşamasıdır. Dolayısı ile ilk saniyede uzun pas ile atılan bir turnike veya 14.saniyede ve fast break sonunda yüksek postun alçak posta verdiği pas sonu atılan sayılar transition sayılarıdır. Hızlı hücumu durdurmaya yarayan tüm savunma şekllerine transition savunması denir. Geçiş oyunları için, bildiğimiz fastbreak çalışmaları yapılır, daha sonraki aşama high, low post yerleşimi dir. Bu pozisyonda diğer üç oyuncu ( 1 kısa 2 forvet )antrenörün seçimine göre kenarları paylaşır. Bazı antrenörler low post un yerleşmesini beklemeden transition oyununa geçebilir. Birçok set hücumu kolayca transition hücumuna bağlanabilir. Transition için atletik ve iyi fizik kondisyona sahip oyuncularınız olmalıdır. Transiton iki uzun veya tek uzun oyuncu ile oynanabilir. Antrenmanlarda klasik fastbreak çalışmaları ve fastbreak sonunda yüksek post alçak post paslaşmasını transition çalışmaları olarak sayabilirisiniz. Tüm bunlardan daha önemli olan, Transition hücumunun başlı başına bir felsefe olmasıdır. Antrenör önce buna kendisi inanıp daha sonra oyuncularını inandırmalıdır. Fastbreak çalışmalarını klasik tarzdan çıkarmalı, farklı anlayışla çalışmalı, kendi kurallarını koymalıdır. Bu sistemi tercih ettiğinizde, istatistikler çok değişecek, tenkitler çok artacaktır. Vazgeçmemek ve devamını getirmek çok önemlidir. CEM AKDAĞ Aramalar:
|
İletişim Bilgileri
|
Sosyal Ağlar |
En popüler kategoriler |